Fish&Sinema
Sinema ve Yüzen Sinema Ödülleri :)
İlerde olurda ömrüm yeterse- hiç zannetmiyorum ya- bende yapacağım bir ödül töreni. Nede olsa her yerde bu ödüller moda oldu ya da olması sağlandı, bilemiyorum. Eskiden anlardım törenlerin benim için anlamları vardı. Antalya Altın Portakal dediğinizde katılan filmleri ile konukları ile bambaşka bir gösteriydi benim için. Gerçekten de tam bir film festivaliydi. Şu sıralar da yanlış bilmiyorsam Eylül’de 43.su Gerçekleştirilecek. Gerçekten Türk sineması nereye gidiyor çıkarmak güç. Hollywood(acayip derecede kılımdır) yapımları ile yarışmalarının zor olduğu bir gerçek, kabul etmek gerekir. Fakat Türk sinemasının şu anki halini görmekte bana gerçekten çok büyük bir acı veriyor. Ne olduğu belli olmayan komedilerle, hiç değişmeyen tiplemeleri ile aynı yönetmenler etrafında dönmesiyle kan kaybediyor. Elinden gelen gayretleri gösteren bazı genç yönetmenler ise maddi olanaksızlıklar nedeniyle geri çekilmek durumunda kalıyor. Elin Teoman’ı da çıkıp tek başına film çekebiliyor. Değişik bir milletiz kabul etmek gerekir. Ama değişen bir milletin bu kadar kötüleşmesi de ilginçtir. Son film festivallerinde artık ödüle layık film bile gösteremez hale geldiler ki anca 3 film arasından birini altın portakala layık görüyorlar. Kabul edilesi bir durum değil.
Umarım şu son iki senedeki filmlerle Türk Sineması kendini toplayacaktır(Bu sene 10′un üzerinde film gösterime girecek). Büyük ustalarla genç kuşaklar için iyi bir fırsat gibi görünüyor.
Gelelim benim Yüzen Sinema Ödülleri’ne. Benim ödüllerim arasında maalesef Türk Sinemasından bir film yok. Nedense haz aldığım bir film çıkmıyor. Eski Türk filmleri kalbimde taht kurmuş olmasına rağmen yeni kuşaktan(90′lar ve sonrası) beni etkileyen bir film maalesef yok. O eski filmlerdeki oyunculukları, duyguyu, heyecanı hala mumla arıyorum.
Bugüne kadar izlediğim birçok film arasından benim için en özelleri hakkında yorum yapacağım.(Seyri sırasında zevk aldığım fakat eleştiriye değer görmediğim Hollywood filmlerinin çoğunu göz ardı ediyorum.)
Yüzen Sinema Ödülleri TOP 10 :
(Sıralamanın bir önemi yoktur. En beğendiğim 10 filmden bahsedeceğim)
1.Cidade de Deus (Tanrı Kent)
İzlediğim filmler arasında favori filmimdir. Normalde bu filmi almak aklımın ucundan bile geçmez. Abimin filmi getirip gel bak değişik bir film getirdim demesiyle başladı hikâye.
Brezilya yapımı film Fernando Meirelles imzasını taşıyor. Orijinal dilinin Portekizce olması zaten hemen ilgimi çekti. Yönetmen gerçekten çekimleri ve kurgusu ile olayları çok güzel dile getirmiş. Hikayeyi anlatış tarzı, karakterleri sırası ile tanıtışı, aynı anda tanırken filmin konusunu kesmeyişi..Gerçekten hayran kaldım.
Olay Rio de Janerio kentinin arka yüzündeki gerçekleri anlatıyor. Varoşların yaşadığı bölgenin ismi tahmin edersiniz ki Tanrı Kent. Bu bölgede yaşayan çocuklar bizim bildiğimiz çocuklardan değiller. Biz 6–7 yaşında oyuncaklarımızla oynarken bu veletler ellerinde silahlarla soygun, adam öldürme, uyuşturucu gibi olaylara karışıyorlar. Daha 16 yaşını geçmemiş çocukların nasıl mafyalaştıklarına şahit olacaksınız. Filmin özünde yatan gerçeklerden biride bu zaten.. Bir çocuk ne yaparsa yapsın bir çocuktur. Ne kadar elinde silahta olsa da.. ne kadar kabadayılık yapmak istese de.. ne kadar kızlara sulansa da.. Bu öğeler filmde çok güzel şekilde vurgulanmış.
Karakterlerin bazıların gerçek hayatta olduğu bilgisini de filmin sonunda görebiliyorsunuz.
Filmden alıntılar(quotes):
“Fight and you’ll never survive.. Run and you’ll never escape..”
Savaş fakat asla hayatta kalamayacaksın..Koş fakat asla kaçamayacaksın..
“If you run it will get you. If you stay it will eat you.”
Kaçarsan seni enseler, kalırsan ise seni yerler..
“15 miles from paradise…one man will do anything to tell the world everything.”
Cennetten 15mil.. Bir kişi dünyaya bir şey söylemek için hiçbir şey yapamaz.
2.Fight Club (Dövüş Kulübü)
İşte vazgeçilmez filmlerimden biri. Filmin her anında bir karakter ikilemini yaşıyorsunuz. Gerçek hayatın bize verdiği monoton hayatı aşmaya çalışanların filmi bir bakıma. Yâda monoton hayatın içerisinde kendi kaybedenlerinde :) Her dakikası ile sizi düşünmeye itecek. İki tane çok iyi oyuncunun bu kadar güzel karakterleri ile özdeşleşmesi de filmi sizin için vazgeçilmez kılıyor. Müzikleri ile sizi başka dünyalara götürebilir aman dikkat sizde kendinizi kendi içinizde kaybetmeyin. Sonra kendinizi duvardan duvara atmak zorunda kalabilirsiniz :)
“Kendi iç çatışmamızın yansımasıdır aslında insanlarla uğraşımız;onlara olan nefretimiz, kinimiz, sevgimiz, saygımız, bedensel arzularımız, tutkularımız kendi iç savaşımızın gölgesinin ürünleridir, bir şekilde ilişki kurduğumuz kişiler aynada gördüğümüz diğer bizi temsil ederler.” diyor film sanki seyircisine, ve aynaya bakmamızı sağlıyor bir kez daha..
Filmden alıntılar(quotes):
“Mischief. Mayhem. Soap.”
Kötülük. Kargaşa. Sabun
“No guts. No glory.”
3.Requiem for a Dream (Düşlere Ağıt)
Gerçekten insan üzerinde büyük etki bırakan filmlerden biri, belki de benim için en iyisi. Korku filmleri yada gerilim filmleri gerçekten bunun yanında 0 etkiye sahip kanımca. Bu filmi izleyenler ya çok beğeniyorlar ve mutlaka bir kez daha izliyorlar. Yada nefret ediyorlar ve unutmak için kasıyorlar :) Unutamayacaklar elbette ki..
Mutluluk için bir şeylere ulaşma ihtiyacındaki insanlardan bahseder. Her şey iyi gider, mutluluk yapay da olsa gelir. Sonra vaziyet “boka” sarar. Hayati ve huzuru bir amaca bağlamadan, yaşamak için bir araç olarak görmenin zamanı geçmiştir artık. Kahramanlarımız bunu kaldıramaz çoook eskiye,her şeyin en kolay ve huzurlu olduğu yere dönmek isterler.Ebetteki kaçınılmaz son hepsini yakalamıştır. İnsanların mutluluğu ararken nasıl battıklarını göreceksiniz ve filmin sonuna doğru geldiğinde “artık bitsin nooolur bitsin” diyeceksiniz. Çünkü cidden bu kadar kötü, bunaltan, korkutan, tiksindiren bir son gördüğünüzü zannetmiyorum. Film bittiğinde tek şey aklınızda kalacak durmadan tekrarlayan ve başınızda uğuldamaya sebep olan müziği.
Şiddetle tavsiye ediyorum. Ben izlemedim demeyin.
Filmden alıntılar(quotes):
Güzel bir alıntı bulamadım :) Film görüntüsel işlediğini fark ettim. Farklı bir çekim anlayışına sahip Darren Aronofsky’nin çığır açtığı sahneleri dikkatle izleyin!
4.The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)
Satranç gibi filmler vardır ya bunlardan biri kuşkusuz Olağan Şüpheliler. Kevin Spacey’nin harika oyunculuğu ve harika bir film kurgusu birleşince ortaya çok güzel bir yapıt çıkmış. Kaiser Soze gibi bir karakterin kulaklarınızda uğuldadığı film biterken ne kadar iyi bir oyunculuk çıkarıldığına gözlerinizle şahit olacaksınız.
Kötünün kazandığı ender filmlerden biri olarak aklımda kalmıştır.
Filmden alıntılar(quotes):
“The greatest trick the Devil ever pulled was convincing the world he didn’t exist”
Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık; tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış.
“The truth is always in the last place you look.”
Gerçek her zaman en son baktığın yerdedir.
5.One Flew Over the Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu)
Yüze yerleşmiş sabit bir sırıtmayla defalarca seyredilip mest olunacak bir film. Bir kez seyretmek yetiyor dağılmak için..Kimin deli kimin “normal” olduğuna karar veren “anormal” insanları gördükçe insanın aklına “ne bu kapının ardındaki herkes deli,ne de dışındaki herkes akıllı” yazılı akıl hastanesi tabelası geliyor. Ayrıca filmi izlerken yani kimi sahnelerle içiniz ezilirken ya da kimi sahnelerde zafer edasıyla uçarken önceleri psikopat bakışları nedeniyle hiç sevmediğiniz bir oyuncuya, Jack Nicholson’a, sempati duyduğunuzu fark etmeniz de olası..(Gerçi ben hiç bir zaman duyamayacağım,adam fanatik Los Angles Lakersli,pis Lakersli seni :) )Etkisinden çıkmak için ekstra efor sarf ederken McMurphy gibi “tehlikeli” insanların nasıl yok olmak zorunda bırakıldıklarını da düşünür,büyük kızıl derilinin “büyük insan” tanımı karşısında hayranlıkla iç geçirirsiniz.
Bir sahnesinden bahsetmek isterim: McMurphy, sonraları hayli işe yarayacak olan o devasa musluk zımbırtısını kaldıracağına dair koğuş elemanlarıyla iddiaya girer, birkaç basarîsiz denemeden sonra vazgeçer, Yüzünde başarısızlığın aynı zamanda da zafere ulaşamamış hırsın yansıması vardır, ağzından bir cümle çıkar sadece: “en azından denedim.”
“This is not a dime, Martini. This is a dime.”
Bu 10cent değil Martini, Bu 10cent.(Sigara kutusunu göstererek)
“Is that crazy enough for ya’? Want me to take a shit on the floor?”
Senin için deli değil miyim? Ne yapmamı bekliyorsun yere sıçmamı mı?
“But I tried, didn’t I? Goddamnit, at least I did that.”
Fakat denedim,değil mi? En azından denedim..
6.Snatch(Kapışma)-Lock, Stock and Two Smoking Barrels(Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana)
Guy Ritchie’nin yönettiği Benicio Del Toro ,Dennis Farina,Vinnie jones ve tabiî ki adamımız Brad Pitt’in oynadığı, Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana kadar komik olduğunu söyleyebileceğim tam bir kapışma filmi :) G.Ritche’nin 2 filminde de öğeler ve konu aynı çerçevede diyebiliriz. Ortada mutlaka zengin olma hayali peşinde bir kaç saf, aptal aracılar, en pisliğinden mafya adamları ve birçok tesadüfî şahsiyet var. Hepsi bir şeyin peşindeler ve olaylar her iki filmde de sarpa sarıyor. Sonuç mu izleyin ve görün. Çekimleri, müzikleri ve keşmekeş İngiliz kargaşasıyla tekrar izlemek isteyeceğiniz iki film. Bunları birbirinden ayıramadım çünkü gerçekten çok benzer filmler ve kendilerine özgü çok fazla ayrıntı var.
![]()
![]()
![]()
![]()
Filmden alıntılar(quotes):
“You should never underestimate the predictability of stupidity.”
Aptallığın öngörülebilirliğini asla küçümsememelisin.
“Yes, London. You know: fish, chips, cup ‘o tea, bad food, worse weather, Mary fucking Poppins… LONDON.”
Evet, Londra. Bilirsin işte: balık, cips, çay, kötü yemek, iğrenç bir hava, Londra.
“Do you know what “nemesis” means? A righteous infliction of retribution manifested by an appropriate agent. Personified in this case by an horrible cunt… me.”
Biraz ağır argo tabirler var çevirmeyeyim:)
7.Amores Perros(Aşklar ve köpekler)
Zamana ilişkin sorunu olan tüm insanlar gibi, eşzamanlı eylemlerin ve olayların yaşamımızdaki izdüşümünü hep merak ederim. 3 ayrı parçadan oluşan bu filmde de bir kaza ve o kazadan etkilenen insanların kendi pencerelerinden anlatılan hikayeler var. Tek bir olay etrafında çok çok farklı statüdeki insanların buluşmasına şahit olacaksınız. Bizim yaşamımızda da böyle değil mi zaten? Bir olay yada bir kaza pekçok kişi ile tanışmamıza yada farklı olayların gelişmesine neden olmuyor mu? Tekrar izlediğinizde çok farklı anlamlar çıkarabileceğiniz bir film. Bu arada bu film sayesinde Mexico City’i göresim geldi. Müzikleri de bir hayli ilginç, dinlemenizde yarar var.
Filmden alıntılar(quotes):
“Love. Betrayal. Death.”
Aşk. İhanet. Ölüm.
“Don’t worry if you don’t see this picture, you are going to LIVE IT anyway.”
Bu resimde bir şey göremiyorsan üzülme, her halükarda “yaşamaya” devam edeceksin.
“love is betrayal. love is anguish. love is sin. love is selfish. love is hope. love is pain. love is death. what is love? love’s a bitch.”
Aşk ihanettir. Aşk ızdıraptır. Aşk günahtır. Aşk bencildir. Aşk umuttur. Aşk acıdır. Aşk ölümdür. Peki, aşk nedir? Aşk bir orospudur.
8.L.A. Confidential(L.A Sırları)
Bu filmi hep izlemek istemiştim anca izleyebildim(Temmuz 2006). Gerçekten şu ana kadar fark ettiyseniz Hollywood Filmlerinden fazlaca bir şey yazmadım. Bu film Hollywood yapımı olmasına rağmen, oyunculukları ve filmin konusunun çekiciliği ile gerçekten seyre değer..Filmde bir çok ünlü oyuncunun oynaması da filme ayrı bir renk katmış. Kim Bassenger’a bir kez daha âşık oldum :)
Filmin ilk 1 saatinde sürekli birilerinin birilerini vurduğu kaçırdığı dövdüğü izleyenlerin de olan bitenden hiç bir halt anlamadan “o niye onu vurdu ki şimdi? bu kadın kimin sevgilisi? Nooluyo lan bi yavaş olun bu ne biçim hikâye böyle?Onlar kim?Ben kimim?” diyerek saçmaladıkları, kendilerini salak gibi hissettikleri bir filmdir. Daha sonra olaylar çözülüp taşlar yerine oturmaya başladığında hikâyenin nasıl ustaca kurulup dantel gibi işlendiğine bizzat şahit olursunuz, zekice kurgulanmış bir senaryo ve ustaca çekilmiş sahneleri ile neredeyse kusursuz bir film izlemenin mutluluğuna kavuşacaksınız.
Filmden alıntılar(quotes):
“Everything is suspect…everyone is for sale…and nothing is what it seems.”
Herkes şüphelidir..Herkes satılıktır..Hiçbir şey olduğu gibi görünmez.
“Off the record, on the QT, and very hush-hush..”
Kayıtın sonu, QT’ de, çok gizli..
9.Eternal Sunshine of Spotless Minds (Sil Baştan)
Herhalde izleyip de neden izlediğim dediğim filmlerden biridir. Özellikle sevgilinizden ayrıldığınız bir dönemde -benim gibi- izlerseniz resmen dağılabilirsiniz. Jim Carrey’nin komik adam olmaktan uzak olduğu ender oyunculuklarından biridir ve kanımca çokta güzel oynamıştır. Hayat içerisindeki kayboluşlardan, eski olaylara takılı kalmaktan ve hayatı bu şekilde götürmekten bıkan insanların beyinlerini sildirmelerini konu alan bu filmde kendinizi görebilmeniz çok olası. Günümüzdeki koşturmaca arasında ezilen, yok olan aşkları konu alıyor. Filmdeki her iki çiftinde beynini sildirmesine karşın yine hayatın onları öyle ya da böyle birleştirmesine tanık oluyorsunuz ve -varsa-içinizdeki duygular yeniden depreşmeye başlıyor.
Filmi kankimle birlikte izledikten sonra sinemadan çıktıktan sonra uzunca bir süre konuşmadık. Konuşamazdıkta. Çünkü o anda geçmişimizi irdeliyorduk. Yaşadıklarımızı, ne halde olduğumuzu.. Film hayata bakış açımı değiştirdi bir bakıma. Yaşanmış olayları unutmanın fayda etmediğini gösterdi bana ve tüm fikirlerimde filmle birlikte değişti. Artık kötü tecrübelerimi unutmak gibi bir amacım yok. Çünkü bu gerçekten korkaklıktan kaçmaktan başka bir şey değil. Onlarla yüzleşmek gerekiyor. Bende öyle yaptım ve yaşadığım olayları silmek gibi bir amaç gütmüyorum artık. Asla eskiyi unutmak istemiyorum. Biliyorum ki unutursam herhangi bir eski hatıra ya da insan ile karşılaştığımda darmadağın olacağım. Buna gerçekten gerek yok. Kendime karşı dürüst davranıyorum ve her şeyi olduğu gibi görmeye çalışıyorum. Size de bunu tavsiye ediyorum. Filmden uzaklaştık biraz ama olsun.Bunlarda benim fikirlerim..
Filmden alıntılar(quotes):
“You can erase someone from your mind. Getting them out of your heart is another story.”
Birini aklından silebilirsin. Kalbinden silmek ise hiç de kolay değil.(Bir başka hikâye)
“Adults are like a combination of sadness and phobias.”
Erişkinler üzüntü ve fobilerin bir birleşimi gibiler.
10.Pulp Fiction (Ucuz Roman)-Reservoir Dogs(Rezervuar Köpekleri)-Kill Bill I-II -Jackie Brown
En sona Tarantino’yu bıraktım. Gerçekten onun filmlerinin benim için bambaşka bir anlamı var. Kendine özgü stiliyle -ki çoğu yönetmenin bence böyle bir stili yok- beni mest ediyor. Filmlerindeki komedi ve şiddet öğelerini anlatışı, farklı anlatım teknikleri kullanması, kan konularındaki abartıları, tesadüfî durumlardaki kara mizah, şans öğeleri, hiç düşünmeden en önemli oyuncuların öldürülmesi ve sonunu çok kolaylıkla tahmin edebilmeniz Quentin Tarantino’nin pek alışagelmemiş özellikleri. 70lerin müziklerini filmlerine o kadar güzel katıyor ki filmdeki farkı görmemek imkânsız. Filmlerin konularından bahsetmeyeceğim ama Tarantino’nun tüm filmlerimi ben gözü kapalı alırım, size de almanızı tavsiye ederim.
Filmden alıntılar(quotes):
“Girls like me don’t make invitations like this to just anyone!”
Benim gibi kızlar kimseyi bu şekilde davet etmez.
“You won’t know the facts until you’ve seen the fiction.”
Romanı görmeden gerçekleri bilemezsin.
“Just because you are a character doesn’t mean you have character.”
Senin bir karakter olman, “karakterinin” olacağı anlamına gelmez.
———————————————————————–
Bunlarsızda olmaz dedim ve bu yüzden biraz daha film ekliyorum.
11. Once Upon a Time in West(Bir Zamanlar Batıda)
Bir filmde böyle oyunculuk gerçekten az görülmüştür. Mükemmel bir açılış sahnesi..(Bana göre en iyisi) Konuşan gözler..Vazgeçilmez ihtiras..Harika bir kurgu..Hırs..İntikam..Nefret..Sergio Leone..Henry Fonda..Claudia Cardinale(Aşık oldum :) )..Jason Robards..Charlos Bronson..Az söz, anlamlı bakışlar..
Multaka izlemelisiniz. İzlediğim en iyi filmlerden biri.(Western tarzında)
Filmden alıntılar(quotes):
“Harmonica: Did you bring a horse for me?” –Benim için at getirdiniz mi?
“Snaky: Well… looks like we’re…” — şey..sadece biz..
“Snaky: …looks like we’re shy one horse.” –bir tane at..
“Harmonica: You brought two too many.” –iki tane fazladan getirmişsiniz.
“Cheyenne: You don’t understand, Jill. People like that have something inside… something to do with death.”
Anlamıyorsun değil mi Jill? İnsanlar içinde birşeyler saklamayı severler..ölümle ilgili bir şeyi..
