Fotoğraf ve Ben :)

Kasım 3, 2009 1 comment

Ya eskiden fotoğraf deyince tam gaz koşar kaçardım ortamlardan. Neden böyle bir şey yaptığım konusunda ise pek emin olamıyorum. Kendime göre açıklamalarım olmasına karşın yine de “bir bakar insan değil mi” gibisinden kendime kızıyorum.

Eskiden(ilker abimle kalırken) evde birbirinden güzel DSLR lar boş boş durur bana bakardı, bende bir iki dener sonra vazgeçerdim. Bir birinden aciz nedenler sunardım ortaya, yok ağır, yok işte ayarı zor, yok üzerinde milyon tane tuş var..Ben öğrenene kadar ohooooooo.. der geçerdim. Ya be güzel kardeşim bir aç bak, orda mis gibi prof abi duruyor. Bir sor bakalim, aperture nedir, shutter nedir, nasıl kullanılır :)

Neyse zaman su gibi geçti gitti, şimdi o sulara kendimiz dalmaya çalışıyoruz. Hala kendime DSLR almış değilim (arada ilker abim’den ödünç alıyorum 5d m2′yi,saolsun kırmıyor, veriyor) ama kompakt sınıf için -pek bir şahane olan- Panasonic Lumix LX3′e sahibim. Bilenler bilirler, gerçekten kompakt sınıf makineler içerisinde profesyonel DSLR larda bulunan özellikleri içeren(manuel ayarlar), sensörü nispeten küçük, noise’a karşı (DSLR kadar olamaz tabi) nispeten dayanıklı bir alet kendileri. Halen Türkiye’de satışa geçmedi bildiğim kadarıyla. Bende Amerika’dan getirtmiştim.

LX3′ün RAW halde fotoyu çekmesi sayesinde son zamanlarda post-processing olaylarına da el atmaya başladım. Çok amatör bir seviyede olmama karşın kafamda oluşturduğum şeyleri çekip, fotoşop ve laytrum da istediğim gibi üzerinden geçebiliyorum. Scott Kelby amcanın da kitaplarını getirttim yurtdışından okuması falan acayip zevkli, bir bir hepsini uygulamalı deniyorum. Sizlere de rahatlıkla tavsiye edebilirim.

Bir de son geceki çalışmamı koyayım. Odam da alalede çektiğim bir fotoyu biraz düzelttim ve işte son hali:

Kasım 2009

Yorumsuz

Ekim 6, 2009 No comments yet

Bir arkadaşımdan aldığım küçük bir günlük yazısı:

Hiç kimseye ve hiçbir yere ait olmadan yaşamak ne güzel olurdu… üç nokta kadar ucu açık ve sonsuz olmak. Özgürce yaşamak istediğini, istediğin an.

Kaplumbağa hızıyla geçmez ki bu hayat, neden sormaz ne istiyoruz diye, sormaz ki; ne umurunda hayatın benim ne istediğim, neyin peşinde olduğum.

Bir de tabii ben ne istiyorum sordum mu ki hiç kendime, evet sordum da bulabildim mi cevabı hayır, beyoğlunda bi ara sokakta bi barda oturuyorum hayat akıp gidiyor ben bakıyorum dur diyebiliyor muyum hayır; sevgilim var mutlu muyum hayır; soruların cevapları neden hep hayır!!! Biliyor muyum HAYIR. Çıkmaz bi sokakta yürüyormuş gibiyim, bi ışık var bi çıkış var biliyorum ama çıkabiliyor muyum, HAYIR!

Bu depresif moddan sıkıldım, ruhum aydınlık istiyor bi yol olmalı aydınlığa çıkan biliyorum, bulamıyorum. Aydınlığa çıkaracak yolda bir el uzansa bana yoluma fener olsa, sanki var öyle biri bi yerlerde çok yakınımda hatta eli tam omzumun üstünde ama o dokunmaya ben dokundurmaya korkuyorum oysa şu hayatta ne korkulacak şeyleri korkmadan yaptım şimdi beni aydınlığa çıkaracak bu elden neden korkuyorum ki.

Soruların sonu gelir mi, gelmez mi bilinmez, ama bu hikayede bitmez, biter de sonunu bi yazan olursa biter.

Ya da diyeyim ki sonunu sen getir okuyan be…

Melek.

Memleket esintileri

Ağustos 19, 2009 No comments yet

Herhalde 1 yıldır bu kadar dopdolu bir gün geçirmemiştim. Normalde kalkamadığım saatlerde başladığım günüm bir anda tam bir ailevi/arkadaş ziyaretler serisine döndü. Tek şansızlığım fotoğraf makinami yanıma almamak oldu, napalim kısmet değilmiş :)

Özellikle babannem ve dedemin ev mantısı yapma maceralarını görüntülemeyi çok isterdim. Dedemin sinek kovma derdiyle uğraşırken babannemin hamur kesme telaşı ve birbirleri ile girdikleri yarı türkçe yarı gürcüce söz dalaşmaları görülmeye değerdi :)

Sonrasında itfaiye binasından tutunda devlet hastanesine, şehir havuzundan tutunda kendi muhitime kadar gezmediğim yer kalmadı. Kısa kısa görüşmeler bile olsa o kadar uzun zamandır görmemişim ki insanları hem kendim hem de onlar çok mutlu oldular.

Neyse efendim, insanın kendi memleketi gibi yokmuş diye boşuna dememişler. İnsan arada bir bile olsa arayı fazla soğutmadan hal hatır sormayı bilmeli, doğduğu büyüdüğü yerleri unutmamalı..

Sevgiler, saygılar..

not: Daha ayrıntılı bir gezme rehberi fotolarla birlikte gelecek :) İstanbuldaki arkadaşlarıma sevgilerle..

Just a simple end what I desire

Nisan 6, 2009 No comments yet

Büyük değişikliğin zamanı geldi galiba :)

Basit bir son hazırlamalıyım önce kendime..

ayrıntılar: en kısa zamanda.

Tam 1 yıl olmuş !

Ocak 10, 2009 No comments yet

Uzun bir süre sonra sitemi tekrar açmanın mutluluğu içerisindeyim :) Herkese uzunca süren bu kesintiden dolayı özür diliyorum. Maalesef elimde olmayan nedenlerden dolayı uzunca bir süre hosting sıkıntıları çektim ve sonunda biraz uğraşmalı da olsa sitemi tekrar açtırmayi başardım.

Sitemde şu anda büyük sorunların olduğunu gayet iyi biliyorum. En kısa zamanda bu güncellemeleri yapıp ve eski kaldığım yerden devam edecem. Bu kırık linkler ne alaka demeyin, laf aramızda database table’inin ismini bile görebiliyorsunuz :P

Bundan sonra daha çok anı, ruh halimle alakalı saçma yazılar ve fotoğraf üzerinde durmayı düşünüyorum. Umarım eski tadıyla devam edebilirim.

Sogukbalıktan sevgilerle..

not: Su anda kırık linkler düzeltildi.

Sonunda Karın Yağdığınıda Gördük

Ocak 3, 2008 No comments yet

Uzun zamandır tüm İstanbulluların beklediği olay gerçekleşti ve her yer bembeyaz oldu. Ne kadar yoğun ve stresli olsamda karı gördüğüme çok sevindim. Umarım bu yıl hepimiz için karın beyazı kadar saf ve temiz bir yıl olur..

Sevgiler..

100

“Patlamak” Demek Buymuş

Mayıs 23, 2007 6 comments

Hayatımın en kötü günlerinden biriyle karşınızdayım..

Herşeyin en düzenlisini yapan, her ayrıntıyı düşünen, zamanını en iyi şekilde programlamakla övünen ben, bugün patladım. Ama ne patlamak. Bir daha böyle bir his yaşayacağımı hiç zannetmiyorum ki yaşamam da zaten. Kılı kırk yaracağıma eminim.

Herşey çok ani gelişti. Dün akşam saat 23:00 sularında çok güzel bir şekilde dinleniyordum. Günüm çok güzel geçmişti. Finallerime böyle rahat rahat çalışıyordum, göz atıyordum daha doğrusu. Tv izlemek, dışarı çıkıp gezmek, kitap okumak, hatta PSP oynamak gibi bütün aktiviteleride gerçekleştirmiş olmanın gururu ve rahatlığı içerisindeydim ve ondan sonra Mustafa çıka geldi.. Işıklar söndü, herşey kabusa dönüştü.

Şimdi gelelim olaya. Beni benden alan şey neydi? Mustafa geldi ve bana “yarın sınavda napcaz abi, ben hiç birşey anlamadım” falan dedi. Resmen dünyam karardı. Çünkü ben sınavın Perşembe olduğunu zanneden asimile edilmiş bir balıktım. Tüm planlarımı ona göre yapmıştım. Yarın okula giderim herşeyi toparlarım vs. diyordum. Ama gelin görünki arkadaşım (saolsun) bunu bana söylediğinde sınava 10 saat kalmıştı. Uyumak ve yolu saymıyorum bile. Konu ile yakından uzaktan hiçbir bağlantım olmasada jet hızında çalışmaya başladım tabi. Direk izin verilen A4 kopya kağıdını hazırladım. Sonra sabahlayarak direk okula geçtim.

Hayatımda bir daha bu kadar stres yaşar mıyım bilmem ama bugüne kadar yaşadıklarımın arasında yerini en ön sıralardan aldı. İlk kez bir sınavın saatini şaşırdım. Eğitim ve öğretim hayatımda çok saçma işler yapmış olabilirim ama bu kadar saçması ile karşılaşmamıştım.

Yusuf yusuf eden benliğim okula gittiğimde anca kendini toplamıştı. Sınav zaten zor olacaktı biliyordum ama birşeyler karalamayı becerdim. Umarım kalmam. Yoksa o zaman asıl “stres” başlar. Hayatım tam bir işkenceye dönüşür.

Okuldan sonra Mustafa’ya teşekkürlerimi sunduktan sonra, birlikte takıldık biraz.. Yemek, çay vs. Her zamanki gibi güzel güzel muhabbet ettik. Yine her konuya değindik tabi. Bilişimden, üniversite eğitimine.. Yazılımdan, “biz ne bok yiyoruz ulana” kadar.. :)

Bu arada onun söylediği bir lafa bu kadar katılacağımı düşünemezdim: “Abi biz Telekom’da okumuyoruz ki direk “Applied Mathematics” bizimkisi” gibi bir şey dedi. Ben koptum tabi. Cidden de düşününce bu kadar pratikten yoksun bir üniversite hayatı olamazdı. Hani daha önce farketmedim mi falan diyebilirsiniz ? “Farkettim de kendi söylemek salakça geldi”. İnsanoğluyuz, niçin yaptığımızdan çok nasıl yaptığımız üzerine yoğunlaşıyoruz. Biri bizi uyarmadan yada bize söylemeden, olaylara bakmayı tercih ediyoruz. Hani şu öküzün trene baktığı cinsten.

Hah işte bugün de o tren gelip bir balığın üzerinden geçti..

Umarım balık ölmez..

Bahar Şenlikleri ve Mühendislik?

Nisan 19, 2007 1 comment

Uzun zamandan sonra tekrar merhaba arkadaşlar, sonunda beklediğimiz bahara kavuştuk galiba. Cemre her biryerimize düştü :) Herkes cıbıl cıbıl gezmeye başladı. (Bknz kampüsler, cadde, taksim) Gerçi ben gezemedim o başka.

Üniversite de herkes herşeyi unuttu rock festivaline ve bahar şenliklerine konsantre oldu. Tabi bu konsantrasyon okumakta bulunduğum üniversite de bir farklı oluyor( hala kendi ünim demeyi başaramadım. Kadir has benim üniversitem ). Hem en yoğun dönemden geçiyorsunuz hem de aynı zamanda “baba bak ya kimler gelmiş gel gidelim 2 kafa sallıyalım rahatlıyalım” moduna giriyorsunuz. Tabi bir de benim gibi ezik gezenler sürüsü var. Okulun ortasına en ünlü adam gelse(atıyorum r.walters ve daha bir çokları..) adamın yüzüne bile bakmam. Tiksinmişim ya bir kere. “A.Q sen nesin ki gel oraya bülü-bülü şarkı söle, güzel iş valla, sıkıyorsa gel modulasyonmuş, detectionmış, estimationmış, kafes kodlamaymış, güç spektral yoğunluymuş, onları yapta göreyim” diye içimden söylene söylene geçicem, o haldeyim. Gerisini siz tasavvur edin. Mühendislik adamı bezdiriyor onu hepten biliyorum da, yüksek lisansın bu kadar tiksindirdiğini hiç tahmin etmezdim. İnsan bir baştan uyarır dimi? :) Ne güzel çoban olmuştum şimdiye kadar, hatta 2-3 sürüye bile bakacak kadar büyütmüştüm belki de işi. Kim bilir..

Bu yüzden diyeceğim odur ki mühendisliğe falan bulaşmayın, gidin okuyun liseye kadar, ne bilim kafanızda basıyorsa ticaret micaret yapın bir şeyler işte. Üniversiteye gelipte sosyo-kültürel yozlaşmada kaybolup gitmenizi istemem ;) Zaten bu iki ucu poklu değnek gibi, ya sosyal olursunuz yada dersleri geçersiniz. İkisinin ortası var diyenlere burdan çok güzel haraketler gösteririm de neyse pas geçelim. İkisinin arası efenim “süründürür”. Ne bitirirsiniz, ne de eğlenirsiniz :)

Haftaya zaten Ankara yolcusuyum bir de gidip ODTÜ’de test edicem. Bakalım ordaki güzel meslektaşlarımız neler yapıyorlar. Şenlik şenlik mi yoksa göstermelik bir şablon mu? ( Bu şablonuda öss’ye hazırlanan gariban at kardeşlerimize hazırlıyorlar anladığım kadarıyla; gelin bakın ne güzel şenlik menlik,ehi ehi derken.. Siz giriyorsunuz, görüyorsunuz bilmemnenizin kaç bucak olduğunu.)

Üniversiteden mezun olan arkadaşlarım beni çok çook iyi anlıyorlardır.

Bu arada Ankara’nın da baharı gerçekten güzel oluyor. Umarım geçen seneki gibi günlük güneşlik denk gelir de alabildiğine uzanan yeşilliğinizde yuvarlanırız birazcık.

NOT: İyice bunalmıştıktan olsa gerek biraz saçma sapan ve argo yazdım farkındayım. Affola.

Are you there?

Nisan 7, 2007 No comments yet

Severim Anathema’yı.. Bide dersleri sevebilsem…


but since you’ve been gone I’ve been lost inside
tried and failed as we walked by the riverside
and I wish you could see the love in her eyes
the best friend that eluded you lost in time
burned alive in the heat of a grieving mind


“Meşgulum” Demekten Sıkıldım

Mart 20, 2007 3 comments

Bu aralar pek fazla zamanım yok. Herkese bu lafı söylemekten de sıkıldım. Farkettimki uzun zamandır da siteme ne birşey yazmış, ne de eklemişim. Bu yüzden de bir kaç eklenti ararken güzel bir tanesi ile karşılaştım ve sizinle de paylaşayım istedim. Beğendiğim şarkılardan bir kaç tanesi :)

Sayfa 1 / 212»

Kod Arama